TEzhİb PortalI

Tezhib Nedir?

Tezhib Terimleri

Tezhib Tarihi

Tezhib Teknikleri

Tezhib Kursu

Müzehher Özdallı BİCE          (özgeçmiş)

Online  Galeri Slayt Gösterimi

GALERİ-1

GALERİ-2

GALERİ-3

GALERİ-4

GALERİ-5

GALERİ-6

GALERİ-7

GALERİ-8

GALERİ-9

Geleneksel Türk Sanatları:

HAT

TEZHİB

EBRU

 MİNYATÜR

Türk

Sanat Arşivi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

22/10/07

Tezhİb Portalı

Tezhib Nedir?

Tezhib Terimleri

Tezhib Tarihi

Tezhib Teknikleri

Tezhib Kursu

Müzehher Özdallı BİCE          (özgeçmiş)

Digital Galeriler

GALERİ-1

GALERİ-2

GALERİ-3

 

Geleneksel Türk Sanatları:

HAT

TEZHİB

EBRU

 MİNYATÜR

22/10/07

 

Hat & Tezhib  ser-levhası  tezhib.info  adresinde yayında...

MİNYATÜR

Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Ortaçağda Avrupa'da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minium” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü buradan türemiştir. Bizde ise eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür için daha çok nakış sözcüğü kullanılırdı. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denirdi. Minyatür daha çok kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılırdı.

Minyatür, doğu ve batı dünyasında çok eskiden beri bilinen bir resim tarzıdır. Ama minyatürün bir doğu sanatı olduğunu, batıya doğudan geldiğini ileri sürenler vardır. Doğu ve batı minyatürleri resim sanatı yönünden hemen hemen birbirinin aynı olmakla birlikte renk ve biçimlerde, konularda ayrılıklar görülür. Minyatür, kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Bu ortak bir özelliktir. Doğu ve Türk minyatürlerinin bazı başka özellikleri de vardır. Bu minyatürlerin çevresi çoğu kez "tezhip“ denen bezemeyle süslenirdi. Minyatürde suluboyaya benzer bir boya kullanılırdı. Yalnız bu boyaların karışımında bir tür yapışkan olan arapzamkı biraz daha fazlaydı. Çizgileri çizmek ve ince ayrıntıları işlemek için yavru kedilerin tüylerinden yapılan ve "tüykalem“ denen çok ince fırçalar kullanılırdı. Boyama işi için de çeşitli fırçalar vardı. Resim yapılacak kâğıdın üzerine arapzamkı katılmış üstübeç sürülürdü. Renklere saydamlık kazandırmak için de bu yüzeyin üzerine bir kat da altın tozu sürüldüğü olurdu.

Bilinen en eski minyatürler Mısır'da rastlanan ve İÖ 2. yüzyılda papirüs üzerine yapılan minyatürlerdir. Daha sonraki dönemlerde Yunan, Roma, Bizans ve Süryani elyazmaları'nın da minyatürlerle süslendiği görülür. Hıristiyanlık yayılınca minyatür özellikle elyazması İncil'leri süslemeye başladı. Avrupa'da minyatürün gelişmesi 8. yüzyılın sonlarına rastlar. 12. yüzyılda ise minyatürün, süslenecek metinle doğrudan doğruya ilgili olması gözetilmeye ve yalnızca dinsel konulu minyatürler değil dindışı minyatürler de yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avrupa'da çok güzel ve görkemli minyatürler yapıldı. Bundan sonra minyatür daha çok madalyonların üzerine portre yapmak için kullanıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapılan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra minyatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sanat olarak sürdürüldü. Selçuklular döneminde de minyatüre önem verildi. Selçuklular'ın İran ile ilişkileri nedeniyle minyatür sanatı İran etkisinde kaldı. Mevlana'nın resmini yapan Alaüddevle ve başka ünlü minyatür sanatçıları yetişti. Osmanlı Devleti döneminde ise 18. yüzyıla kadar İran ve Selçuklu etkisi sürdü. Fatih döneminde, padişahın resmini de yapmış olan Sinan bey adlı bir nakkaş, II. Bayezid döneminde de Baba Nakkaş diye tanınan bir sanatçı yetişti. 16. yüzyılda Reis Haydar diye tanınan Nigarî, Nakşî ve Şah Kulu ün yaptılar. Gene aynı dönemde, Behzad'ın öğrencisi olan Horasanlı Aka Mirek de İstanbul'a çağrılarak saraya başnakkaş  yapılmıştı. Mustafa Çelebi, Selimiyeli Reşid, Süleyman Çelebi ve Levnî XVIII. yüzyılın ünlü nakkaşlarıdır.

Bunlardan Levnî, Türk minyatür sanatında bir dönüm noktasıdır. Levnî, geleneksel anlayışın dışına çıktı ve kendine özgü bir biçim geliştirdi.

XIX. yüzyıl başlarında tün Osmanlı iklimini  saran yenileşme hareketleriyle birlikte minyatürde de batı resim sanatının etkileri görüldü. Minyatür yavaş yavaş yerini bildiğimiz anlamda çağdaş resme bırakmaya başladı. Ama batıda olduğu gibi ülkemizde de geleneksel bir sanat olarak varlığını sürdürmektedir.

 

bullet

MİNYATÜR  SANATIMIZ : Tanım, Tarihçe ve Gelişimi

 

Ömer Faruk Atabek -minyatür sanatçısı-

Minyatür; Orta Asya kökenli kendine has özellikler ve güzellikler yaratan bir tasvir sanatımızdır. Bu sanat yapımına nakış; sanatçısına da nakkaş denildiği gibi yapımına tasvir ve yapıcısına da musavvir denildiği de görülmüştür.

Minyatür; kırmızı ile boyamak anlamında Latince "miniare" den gelir. Eski kitaplar "minium" yani kırmızı sülyenle boyandığı nedenle bir kitap sanatı olan bu resimlerde "minyatür" adı ile tanınmıştır. Minyatürün ilk öncülerinin Uygur Türkleri oldugunu görürüz. Japonya ve Çin'de, Hindistan ve iran'da minyatürün tanınması ve gelişmesi Uygur nakkaşlarının oraya göç etmesi ile başlamıştır. Uygur bahşilan (katipleri), nakkaşlan Moğol devrinde de hizmetlerini devam ettirmişler Tımurlular devrînde Herat şehri dünyanın en büyük minyatür merkezi olmuştur, tik minyatür okulu da Bağdat'ta Selçuklular tarafindan açılmıştır. Bilinen en eski Osmanlı devri minyatürü Fatih Sultan Mehmet zamanından kalmadır. En ünlü minyatür de nakkaş Sinan beyin yaptığı Fatih'în portresidir. Bu devir minyatürlerinde batı etkisi görülür. Elbise kıvrımlan, renklerde ton farkları gibi bir çok özellikler vardır. Yavuz Sultan Selim'in hükümdarlığı döneminde insan tipleri, mimari yapılar, elbiseler daha değişik biçimde işlenmiş, değişik mekan ve renk içinde gösterilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman zamanında da en verimli ve en görkemli seviyeye çıkmıştır. Bu üstünlük 16. ve 17. asırlarda da devam etmiş 18. asırda Levni kendi sanat ve renk anlayışı ile bir düzen kurmuştur. Bu asırdan sonra sultanların portre ve resimleri başka bîr üslupla yapılmaya başlar ve yerlerini yağlıboya tablolar alır.

Minyatür çalışmalarının alt malzemesi kağıttır. Aherlenmiş ve mührelenmiş kağıt üzerine yapıldığı gibi bazı çalışmalarda da zemin zamklı üstübeçle sıvanır veya altın varak yapıştırılır. Suya batınlan ince samur firça ile desen çizilir; çizilen yerler mat kalır; böylece boyanacak yerler belirlenir. Renkler düz ve gözü yormayacak bir ahenk ve uyum içindedir. Minyatür bir belge niteliği taşıdığı için konu detayı île aynen belirtilir; böylece minyatürlere bakarak tarihi bilgi elde etmek mümkündür. Resmin haram olduğu devirlerde müsamaha görmesi de bu nedenledir. Minyatürde perspektif yoktur. Figürler birbirini kapatmaz; geride kalanlar yukarı doğru çizilerek ön ve arka oluşturulur. Kişilerin önemine göre orantı kurmak, manzara ve mimari yapılarda boy farkı yaratmamak, detayları bütünüyle göstermek, altın ve gümüş kullanmak başlıca özelliklerdir. Minyatür çalışmalannda boyalar; toprak, taş ve renkli mineraller desteseng diye adlandırılan eltaşında ezilerek elde edilir. Türk minyatürleri umumiyetle ağırbaşlı, ciddi ve sadedir. Konularına göre; portre, tarihi olaylar, saray yaşantıları, atlı oyun ve av sahneleri, savaş sahneleri diye sınıflandırabiliriz.

GELENEKSEL  TÜRK  SANATLARI  İÇİN  BİR REHBER:

Bu sayfamızdan Geleneksel Türk Sanatları'ndan bazılarına ilişkin edindiğiniz  bu bilgiler  TDV tarafından yayınlanan "Günümüz Sanatçılarından Türk-İslam Sanatı Örnekleri" kitabından alınmıştır...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sitedeki yenilikler

 

 

WEBSİTE İÇERİĞİ

bullet

Tezhib Nedir?

bullet

Tezhib Kursu

bullet

Müzehher Özdallı BİCE  (özgeçmiş)

 

bullet

Digital Galeriler

GALERİ-1

GALERİ-2

GALERİ-3

 

bullet

Tezhibten İlham Alınan Grafik Çalışmaları

 

bullet

Linkler

 

 

EDİTÖR NOTLARI

 

 

   

 

 
 

Özgeçmiş  |  EditördenSunum  |  1.Galeri   2. Galeri  3.Galeri  | Grafik  | Yenilikler  | Tezhib Kursuİletişim  | Linkler

Başsayfaya Dönüş

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 25/07/07